Bazen bir an gelir ve insan, kendini tarih yazılırken bulur. O anlar, suskun kalmanın suça, geri çekilmenin teslimiyete dönüştüğü anlardır. Bugün üniversitelerde yaşananlar tam da böyle bir kavşakta duruyor.
Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından öğrenciler, sadece bir belediye başkanına yapılan hukuksuzluğa değil, aynı zamanda kendi yaşam alanlarına yönelen baskılara da isyan ediyor. “Üniversiteler ayakta, akademik boykotta!” şiarıyla büyüyen direniş, aslında çok daha büyük bir gerçeğin ifadesi: Gençlik, geleceğine sahip çıkıyor.
İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Diyarbakır’da ve daha birçok kentte öğrenciler, polis kuşatması altındaki üniversitelerinde özgürlüğün ve adaletin sesini yükseltiyor. “Polis varsa, şiddet varsa, nefret varsa ders yok” sloganı, sadece amfilerde yankılanmıyor; tüm topluma bir çağrı niteliğinde. Çünkü bugün gençliğin üzerine çöken karanlık, aslında hepimizi sarmaya çalışan bir gölgenin habercisi.
Üniversiteler Neden Ayakta?
Bugün sokaklarda, amfilerde, kampüslerde yankılanan bu boykot çağrısı, gençliğin çaresizliğe mahkûm edilmeyi reddettiğinin ilanıdır. Özgürlüğüne sahip çıkmayan bir toplum, geleceğini de kaybeder. Gençler, kendilerine dayatılan karanlığı kabul etmiyor.
Bu bir anlık öfkenin ürünü değil. Yıllardır süren baskının, atanmış rektörlerin, öğrenci kulüplerine yönelik yasakların, polisin üniversiteyi bir cezaevi gibi kuşatmasının sonucunda bugün bu patlama yaşanıyor. Üniversite demek, özgür düşüncenin, eleştirinin, tartışmanın alanı demektir. Oysa yıllardır üniversiteler, itaat etmeye zorlanan, sorgulamayan, biat eden bireyler yetiştirme projesinin merkezine yerleştirildi.
Bugün öğrencilerin talepleri net:
Anti-demokratik uygulamalara son verilsin.
Polis kampüslerden çıksın.
Üniversiteler özerk olsun.
Kayyum rektörler istifa etsin.
Akademik özgürlükler güvence altına alınsın.
Öğrenci toplulukları baskı görmeden özgürce örgütlensin.
Bu talepler sadece öğrencilerin değil, tüm toplumun meselesidir. Çünkü üniversiteler baskıya boyun eğerse, sırada kim var?
Gazeteciler mi?
İşçiler mi?
Kadınlar mı?
Seçilmişler mi?
Boykot Sadece Üniversitelerin Meselesi Değil
Bugün öğrencilerin derslere girmemesi, salt bir protesto yöntemi değil; “Ülkenin ve üniversitelerin içinde bulunduğu koşulları kabul etmiyoruz” demenin en güçlü yollarından biri. Okullarına polis ablukasıyla giren öğrenciler, içeride kendilerini özgürce ifade edemedikleri sürece neyin eğitimini alabilirler?
Bu bir uyanış anıdır. Artık herkes biliyor ki, bu mücadele yalnızca öğrencilerin değil. Bu, herkesin meselesi.
Özgürlüğün ve adaletin sesi her yerde yankılanıyor. Bu sesi bastırmaya çalışanlar bilsin ki, tarih boyun eğenleri değil, direnenleri yazar.
Hep birlikte, daha özgür, daha adil bir dünya için…