Modern devlet dev bir makinadır bir güç temerküzü olarak merkezi bir yapıdır. Tüm güçleri bünyesinde toplar. Böyle olduğu için de ona karşı koyacak bir rakip güç yoktur. Çünkü egemenlik bölünmez bir bütündür. Modern anayasalar ulus devlet denen kurumun bölünmez bir bütün olduğunu ve şiddet tekelini elinde tutmasını sağlar. Tam da bu nedenle Polis her zaman hukuku-koruyucu ile hukuk-koyucu veya hukuku-oluşturucu şiddet arasındaki sınırı bulanıklaştırır. Bu nedenle erkler ayrımı tüm erkleri bünyesinde toplayan bir güç santralı karşısında fiilen yok olur. Bugün yaşadığımız krizin de temelinde bu var. Erdoğan’ın totaliterleşen iktidarının nedeni de budur özünde.
“En aptalca şey, bir halkın kurumları veya yasaları tarafından onaylanmış her şeyi adil kabul etmektir..” Marcus Tullius Cicero
Silahların gürültüsü, kanunların sesini boğar. Montaigne
Her olgu da olayları esasa girmeden yani radikal bir kritik yapmadan -ki radikalden kastım da kökene inmek hâsılı meselenin esasına girmeden -yüzeysel değerlendirmeler yapma alışkanlığımız var. Yasal statü bakımından eski İstanbul Belediye Başkanı ve CHP’nin şu anki adayı olarak Cumhurbaşkanı seçtirmek istediği[1] Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına kadar giden süreç ve bundan doğan krizi de esas olarak sistem üzerinden değil kişiler üzerinden değerlendirerek, esasa dair kimi göndermelerde de çoğu zaman karıştırmalar nedeni ile kavramsal bulanıklık yaratarak ele alıyoruz. Bu nedenle bu karmaşaya son vermek için esasa girmek gerekiyor.
Erdoğan’ın kurduğu ve biçimsel demokrasilerde hiç olmayan Türk Tipi Başkanlık rejimi, anayasa hukukunda tanımlanan Olağanüstü Hal durumunun Olağan hale gelmesini sağlıyor. Şu anda yaşanan krizin de temeli de bu olsa da bu Türk Tipi Başkanlık rejimi referansını İtalya’daki Faşist rejim dolayımında birinci Kemalist rejimden ve Milli Şeften alan bir rejim.
Ancak ne denirse densin netice de bu rejim yasal bir rejim ve hukuki olarak da tanımlanmış bir durum. Tam da bu yüzden hukuk devleti tanımı bu anlamı ile kadük kalıyor, çünkü yasallık anlamında hukukilik söz konusu ise Tek Adam rejimi hukuki ve Anayasal bir rejim. Erdoğan’ın kullandığı tüm yetkiler kaynağını değişiklik yapılmış Anayasadan alıyor.
Tüm bunlar da liberal şaşkalozluktan doğuyor. Liberal şaşkalozlar bu tek adam rejimine karşı- ki bu rejim artık totaliter bir otokrasi-çareyi hukuk devletinde buluyorlar. Yani keyfi bir devlet yerine Anayasal olarak sınırları net çekilmiş ve güç odakları arasında da ayrım yapan bir rejim. Bu rejimde yürütme erki yasalara göre yönetecek ve yargı erki de bu yasalara göre denetim yapıp yasalara uygun değilse yasaya uygunluk uyarısı yapıp yasaya uyulmaması halinde de yasalara uyulması için yasal yaptırım uygulayacak, yasama organı olarak meclis de yasaları oluşturacak. Buna göre yasama yasaları oluştururken, diğer yandan da yürütme erkinin yürütme gücünün kullanımını denetleyecektir. Böyle olunca da keyfiyet ve dikta dediğimiz rejimler ortaya çıkamayacaktır. Bunun koca bir yalandan ibaret olduğunu ilerleyen kısımlarda ortaya koyacak ve Erdoğan’ın liberallerin bize sunduğu gibi bir anormallik olmadığını sistemin her zaman Erdoğanlaşmaya açık olduğunu göstereceğim.
İktidarın Hizmetlisi Olarak Hukuk
Meseleye hukukla başlama nedenim tam da liberal şaşkalozluğun Adalet ile Hukuku birbirine karıştırmalarından kaynaklanıyor. Oysaki adalet hukuku kapsayarak aşan bir şeydir. Adalet talebi tarih boyunca ezilenlerden geldi çünkü zulüm en çok onları vurdıu
Batı toplumsal tarihin de Magna Karta’da somutlaşan keyfiyete, keyfi yönetime karşılık keyfi olmayan nesnel kabul edilen kurallara yani yasalara dayanan bir rejim oluşturmak maksadı ile ortaya çıkan Hukuk Devleti kavramının kendisi bir şaşkalozluktu. Çünkü Magna Karta ’ya yol açacak köylü isyanlarının ve ortaçağ Anarşizminin kafası netti kilise ve hükümdarlık erkine adaletsiz olmaları, zulme dayandıkları için itiraz ediyorlardı. Bu nedenle onların talebi nesnel olduğu iddia edilen kanunlar değil, net olarak adaletti ve adalet kavramından anladıkları da sömürü ve zorbalığın olmadığı bir Anarşi idi. Devlet hükümdarlık erkinde somutlaştığı için bu erke yani devlete de karşı çıkıyorlardı. Feodal beyler ve piskoposlarda somutlaşan aşırı sömürüye karşı ise çözümleri komünalizmdi.
Burjuva sınıfının modern anayasaların temelini oluşturan Magna Carta ise, Aristokrasinin bu vergi denen artı değerin yani köylülerin iliğini kemiğini sömüren yükün ürettiği değerin paylaşımıdır özünde. Yani sömürü de ortaklaşan sistem de prensin/hükümdarın tüm gelire kendisinin el koymasına itiraza dayanır. Bu nedenle magna karta köylü isyanlarının çalınmasıdır. Dolayısıyla aslında Anayasal düzen denen şey bir hâkimiyet düzenlemesidir.
Özünü de yeşil kod adlı JİTEM’ci Mahmut Yıldırımın uyuşturucu baronu Tilki Selime söylediği sözler de yatar.
“Ben yapma demiyorum. Yap diyorum. Ben sana yapma demiyorum. Ama ben sana diyorum ki oğlum yalnız yeme. Akıllı ol. Yalnız yedirmezler adama. Yalnız yiyen adama bir gün kustururlar.”
Nitekim Prens yalnız yemeye teşebbüs ettiği için kusturdular. Oysaki vergi denen talandan beylerin payını da verseydi sorun çıkmayacaktı. Yani bugün hukukun üstünlüğü dedikleri şey bir bölüşüm kavgasıydı özünde. İktidar sınıfları arasındaki bir kavga ve bu kavga ezilenlerin isyanını bastırmaktaki ortaklığa halel getirmedi.
Hâsılı burjuva hukuku burjuvanın hukukudur ve Burjuvaziyi korur. Bu bakımdan hukuk egemenlikle/egemenle ilişkilidir. Egemen kim ise geçerli hukuk onun hukukudur. Hukuk sosyolojisi bağlamında hukuk ve sınıf ilişkisini bu şekilde koyduktan sonra Hukukun Üstünlüğü ve hukuk devleti kavramlarını açabiliriz.
Mega Makine Olarak Ulus Devlet ve Hukuku
Modern Ulus devletin hukuka dayalı bir devlet olmasında iki nokta vardır. İlk etap Magna Kartadır Magna Karta da yargılama olmaksızın kimseyi cezalandıramazsınız ilkesi hukuk devleti ve tarafsız yargı doktrinin temeli kabul edilmiştir. İkinci nokta ise Montesquieu’dür. Her ikisi de olağanüstü koşullarda şekillenmiştir. Ve her ikisi de hükümdarlık erkini yani Egemeni sınırlandırma anlayışını içerir.
Magna Karta’nın modern hukuk devleti olarak adlandırılan süreçte temel taş olarak “Özgür hiç kimse kendi benzerleri tarafından ülke kanunlarına göre yasal bir şekilde muhakeme edilip hüküm giymeden tutuklanmayacak veya hapsedilmeyecek veya mal ve mülkünden yoksun bırakılmayacak veya kanun dışı ilan edilmeyecek veya sürgün edilmeyecek veya hangi şekilde olursa olsun zarara uğratılmayacaktır.” Maddesi önemlidir. Bu madde keyfiliği engelleme amacı güder bugün modern hukuk devletlerinin ana kuralı olan bağımsız ve tarafsız bir yargı tarafından somut kanıtlara dayanarak yargılanma -ki buna İnsan Hakkı olarak Adil Yargılanma Hakkı denmekte-olmaksızın kimsenin cezalandırılamayacağı ilkesi modern hukuk devletinin mottosu olan Hukukun Üstünlüğü ilkesine dayanır.
Hukuk Devleti olgusunun ikinci ayağı ise Montesquieu’dür. Onun da birbirini denetleyen bağımsız erkler ve bunların birbirinden ayrı olması modern hukuk devletinin temel ilkesi kabul edilmiştir. Tüm bunlar aslında aristokrasi ile burjuva sınıfı arasındaki mücadeleden doğan ve bir kanun yönetimi ile hükümdarlık erkinin keyfiliğine son vermeye dayanır. Baktığımız zaman bu ilkelerin hepsi şu günlerde süregelen Erdoğan isyanın da ana nedeni. Çünkü erkler ayrımı son bulup devlet gücünün hepsi bir tek kişinin elinde toplanınca erklerin hepsi tek bir kişinin iradesini o kişiyi istemeyenlere dayatmak üzerine dayandı.
Ancak hukuk üzerine yapılan tüm güzellemeler -hele de EMEP’in Pravda’sı diyeceğim Evrensel ’de yazan ve liberal muadillerinden hiçbir farkı olmayan köşe yazarlarının en sığ biçimi ile yazdıklarını düşündüğümüzde-iç bayıcılığı bir yana -şu soruda apışıp kalacaklardır. Hukukun kaynağı kimdir yani kim hukuk ihdas eder. Hani şu anonim kişi olan Murphy’nin “Altını Olan Kuralı Koyar Kuralı Koyan da Altını Alır” sözüne uygun olarak kuralı koyan kimdir. Bu yazılı medeniyet tarihinden beri hep bellidir Devlet. Modern çağda da bu aynıdır.
Yasaları yapan ve onların uygulanmasını gözeten, uymayanları da yargılayan devletdir. Ve üstelik kriz zamanlarında devletin kimi yasaları yasadan doğan hakla askıya alabilme hakkına da sahiptir. Böylece kanun devleti kanunlar ile tüm gücü kendinde toplar. Erkler ayrımı da kâğıt üstünde kalır. Çünkü modern devlet en başından beri egemenliği kendisinde toplamıştır. Egemenlik kayıtsız şartsız devletindir. Devleti denetleyen yargıyı oluşturan da devlettir, o yasaları yapacak kişilerin seçim esasını belirleyen de devlettir ve devlet yasa koyucu olarak yasaların uygulanmasını sağlar.
Devlet hem kurucu iktidardır hem de kurulu iktidar. Olağanüstü Hal ile yurttaşları devletin zorbalığına karşı güvende tutan hukuku da yine o askıya alır. Üstelik zor aygıtı olarak silahlara sahip olduğundan isterse sıkıyönetim ilan ederek yasama organını da yargı organını da feshedebilir. Buna karşı koyacak devletin kendisinden başka da bir güç yoktur. Bu modern devletin doğasından kaynaklanır.
Modern devlet Lewis Mumfordun Antik Mısırda Piramit İnşaasından yola çıkarak ürettiği dev makinadır bir güç temerküzü olarak merkezi bir yapıdır. Tüm güçleri bünyesinde toplar. Böyle olduğu için de ona karşı koyacak –yine silah gücü ile hareket eden-bir rakip güç yoktur. Çünkü egemenlik bölünmez bir bütündür. Modern anayasalar ulus devlet denen kurumun bölünmez bir bütün olduğunu ve şiddet tekelini elinde tutmasını sağlar. Tam da bu nedenle Walter Benjamin Polis’in her zaman hukuku-koruyucu ile hukuk-koyucu veya hukuku-oluşturucu şiddet arasındaki sınırı bulanıklaştırdığını yazarak şiddetin devlet iktidarına olan içkinliğine işaret eder. Bu nedenle erkler ayrımı tüm erkleri bünyesinde toplayan bir güç santralı karşısında fiilen yok olur. Bugün yaşadığımız krizin de temelinde bu var.
Lâkin buraya kadar yaptığım hukuk eleştirisi, hukukun üstünlüğü ilkesinin temeli olan denge denetleme mekanizmasını tümüyle küçümsediğim anlamına gelmez. Netice de bu mekanizmalara sahip frenleri olan bir rejim biz Anarşistler için bile totaliter iktidarlara yeğdir. Hukuk sistemi de tıpkı liberal biçimsel demokrasi gibi idare eder. Hiç yoktan iyidir. Ama hiç yoktan iyi olması her zaman işe yaradığı anlamına gelmez. Modern devlet denen mutlak güç tamamı ile baskılanmadıkça hiç birimiz güvende değiliz.
Seçimle Gelen Krallık ve Devletin Devletliği
Devlet denen bu tehlikeli gücü ele geçirmek için bir başka tehlikeli güç olan genel oy hakkı, temsili demokrasilerde çoğunluk oyunu alan en tehlikeli güç olan yürütme erkine sahip olabilme onunla yönetebilme hakkına sahip olunca her şey politikacı denen adamın insafına kalabiliyor.
Şu an tanık olduğumuz güç açlığından mustarip, narsist sağ politik liderleri iktidarı elde edince bir anda istisna kural oluyor, yani yurttaşları devletin zulmünden koruyan yasalar-OHAL tam da bu yasa maddelerini askıya alır-ortadan kalkmaya başlıyor. O andan itibaren demokrasiler faşizmle ölümcül kucaklaşmaya giriyor. Erdoğan iktidarı da sözünü ettiğim mekanizmalarla istisnayı kural haline getirdi ve devletin çıplak sureti olan zor aygıtlarına dayanan keyfi bir yönetim ihdas etti.
Burada kurucu iktidar kurulu iktidar kavramlarını açmak gerekiyor. Kurucu iktidar kavramı kabaca anayasayı yapma veya anayasayı değiştirme iktidarı şeklinde tanımlanabilir. Bu kavram ile ortada bir anayasa yapan veya var olan bir anayasa üzerinde değişiklikler yapan bir iktidarın varlığı kastedilir. Bu iktidar önceki anayasadan gelen hukuku yani yasaları ya askıya alır ki bu çoklukla ya askeri cuntalardır ya da devrimle iktidara gelen iktidarlardır. Ama seçimle güç elde eden iktidarlarda devlet gücüne hâkim olduğunda kurucu iktidar olabiliyor. Tam da bu nedenle istisnayı yani insancıl hukuku geçici olarak askıya alırken istisnayı kurala dönüştürebiliyorlar. Devlet zorunun en çıplak hali sınırsız denilen kurucu iktidarda ortaya çıkar. Bu iktidarlar çoklukla silahlı güçlere sahip iktidarlardır.
Erdoğan iktidarı tam da böyle bir iktidar biçimine dönüştü. O artık sınırsız bir kurucu iktidar. Kendi kurulu iktidarını yani yeni anayasaya bağlı, o anayasanın kuralları ile sınırlandırılmış iktidarını tesis edene kadar hukuku tamamı ile askıya alma yolunda. Bu haliyle çıplak zor ile vücut bulmuş bir halde varlık kazanmış durumda. Bu tür iktidarlar ancak bir başka çıplak zor ile iktidardan uzaklaştırılabilir. 27 Mayıs ülke tarihinde bunun örneğidir. Ya da Ukrayna, Gürcistan, Arab Baharında Mısır, Tunus örneğinde olduğu gibi kararlı bir halk direnişi ile iktidar değişebiliyor. Şu anki direniş topyekûn bir halk direnişine dönmez ise Erdoğan iktidarı totaliterlermiş faşist bir iktidara dönüşecek ve o zaman da her şey bitmiş olacak. Şu an tam bir kriz hali bu tür durumlar yeni olanaklar da yaratır. Erdoğan’ın CHP ve meşru tüm muhalefeti tasfiye etme girişimi kritik bir eşiğe işaret ediyor. Bu eşik sonrası bir kara delik.
Erdoğan dersi, Trump dersi bize Modern Devletin bir kanun devletine dönüşmesi ile zorba bir yapı olmaktan çıkmayacağını, devletin zor aygıtları elinde olan yürütme erkinin rahatlıkla yargı ve yasama erklerinin bağımsızlığına son verebileceğini gösteriyor. Bu ders Hitlerde de verilmişti. Ama hukuk devleti diye tıpkı piyasa gibi bir soyutlamadan ibaret olan bir sisteme güven duyacağımızı söyleyen liberal safsatalar gerçeği gizlemekle meşgul. Devlet denen zor aygıtının zor yapısı ortadan kalkmadıkça, bu gücü mutlak olarak sınırlamak mümkün değil. Hâsılı Monteign tüm hukuk filozoflarına ve liberal hukuk devleti safsatasına karşı hakikati dillendirdi “Silahların gürültüsü, kanunların sesini boğar.” Diyerek.
Modern Devlet dersi iyi çalışılmadıkça tüm bu liberal safsatalar özgürlüğün gözünü bağlı tutacak.
[1] Ekrem İmamoğlu artık fiilen ne İBB Başkanı, ne de CHP tarafından seçilip fiilen aday gösterilse de eğer ceza alırsa-ki alacağı açık-Cumhurbaşkanı adayı. Çünkü seçim kanunu gereği Yüksek Öğretim mezunu değil, eğer hakları iade edilmez ise irtikâp -hatta eğer terör suçu nedeni ile ceza alırsa-suçu istediği için kanunen seçilme yeterliliğine sahip değil bu noktada adaylığı resmi değil siyasi sembolik bir adaylık. Bu nedenle eski İBB başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı seçtirmek istediği ifadesini kullandım. Yasal olan bu durum adil değil meşru da değil bu noktada Ekrem İmamoğlu gerçek bir mağdur. Tam da bu nedenle yasal statü ifadesini kullandım yasal durumu dikkate almaz isek o hem İBB Başkanı hem de Cumhurbaşkanı Adayı. Ancak şimdiye dair yazdığımız için yasal statüye göre bir durum tespiti yapmak gereklidir.