Türkiye’deki gelişmeler her zaman dışarıdaki gelişmelerden etkilenir. Şu anda yaşadığımız Gezi Ruhunun dönüş dönemi de dış gelişmelerden bağımsız değil. Yıldızın parladığı anlar vardır bu dönem de öyle bir dönem ve bu yıldız hem bize hem otokratlara parlıyor. “Allah’ın Lütfu” nun da kime Lütuf kime gazap olacağını bu süreçteki mücadele belirleyecek.
Modernite yani Aydınlanma çağının değerleri artık post modern dediğimiz bir çağa yerini bırakıyor. Her çağ dönümü krizlerle oluşur. Bu çağ da krizlerle oluşuyor. Eski çağ yerini tekno oligarşik bir şirket egemenliğine bırakıyor. Bu bağlamda nasıl modern kapitalizmin ve burjuva sınıfının damgasını taşırsa ve çağ anlamında gün dönümünü oluşturan anların sembolleri varsa modernliğin sembolü de Fransız devrimi idi. Ama asıl öncü İngiltere’deki Cromwell ihtilalidir. Fransız devrimi buna dönük bir gecikmeyi işaret eder. Modern çağın bir başka sembolü de çarktır buhar makinesinin ve sanayileşmenin çarkı. Bugünün sembolleri ise SİHA’lar, Yapay Zekâ Sohbet robotları ve 20 yıl içinde beşinci sanayi devriminin itici gücü olan insansı robot işçiler. Bu post-insanlık çağı da bir gün dönümü ve bir kriz anı. Her kriz anı yeni yolların açıldığı yeni potansiyellerin de açıldığı bir çağa işaret eder. Bu çağda iki yolun açık olduğu bir çağ ya özgürlüğümüz için tekno-oligarşi ile çarpışacağız ya da özgürlüğümüzü muhtemelen sonsuza kadar kaybedeceğiz çünkü yeni polis zihnimizi ele geçirecek ve onu kontrol edecek. Bu bakımdan bu yeniçağın savaş meydanı zihinlerimiz ya onun ele geçirildiği bir distopik totaliteyenliğe izin verecek ve artık bir zombi ordusuna dönüşeceğiz ya da özgürlüğümüzü elde edeceğiz.
Türkiye’deki gelişmeler her zaman dışarıdaki gelişmelerden etkilenir. Şu anda yaşadığımız Gezi Ruhunun dönüş dönemi de dış gelişmelerden bağımsız değil. Yıldızın parladığı anlar vardır bu dönem de öyle bir dönem ve bu yıldız hem bize hem otokratlara parlıyor. “Allah’ın Lütfu” nun da kime Lütuf kime gazap olacağını bu süreçteki mücadele belirleyecek.
Erdoğan’a parlıyor çünkü Erdoğan içerideki Faşizan meşruti monarşi rejimine geçiş için hem sistem içi hem sistem dışı muhalefeti topyekûn imha edecek dış koşullar için en elverişli dönemde. Mesela ABD’de Trump değil de Kamala Haris Başkanlık koltuğunda otursa Erdoğan Ekrem İmamoğlu üzerinden öncelikle CHP’yi sonrasında da tüm seküler muhalefeti tasfiye operasyonunun düğmesine basamayacaktı. AB Ukrayna işgalinin kendilerine de dönük bir tehdit olduğunu düşünürken Trumpla birlikte NATO Şemsiyesinin artık kendilerini korumaktan uzaklaştığını görerek bir Avrupa ordusu kurma telaşına girip Erdoğan döneminde en büyük ihracat malına dönüşen Ordusu ile ben sizi kurtarabilirim deyip Avrupa ordusunun bütünleyici parçası olacağını ve Suriye’deki hâkimiyeti ile göç tehdidini sonlandırabileceğini göstermese AB üç maymunu oynamak istemeyecekti.
Trump Erdoğan’ın uysallığını biliyor. Diktatörlerden hoşlanma nedeni de bu zaten. Bu sayede bölgeyi İsrail ile beraber dizayn etmede TSK’nın değerini iyi bilerek kendi planlarına uygun bir pozisyon istiyor Erdoğan’dan. Erdoğan’ın ise “ne istediniz de vermedim” tavrında olacağından memnun. Kendisi gibi Erdoğan’ın da pohpohlanmaktan hoşlandığını bilerek birkaç güzel söz söylemeyi de ihmal etmiyor. Cepte bir Erdoğan’ı belirsiz birine tercih edeceği açık.
Tüm bunlar Erdoğan’a totaliter bir siyasal sisteme geçmek için gaza basma cesaretini veriyor ve İmamoğlu’nun ardından heybeden dökülmeyi bekleyen başka büyük turpları ki Kongreyi iptal edip yeni yönetimi uzaklaştırmak bu turplardan biri ve Özgür Özelin de yargı sopası ile kafasını kırmak da bir başka turp.
CHP’nin ürkekliğinin farkında kendisine karşı Ukrayna’daki Maidan ayaklanması benzeri bir direnişi başlatamayacağını ölçülü olmaktan sakınmayacağını biliyor. Ekonomide oluşan hasarların da AB ve ABD’den geleceklerle telafi edileceğini düşünerek frensiz bir biçimde gaza basma noktasında.
Faşizm Neden Hortladı
Modernite esas olarak aydınlanma değerlerine yaslanan akılcı, seküler ve kısmen özgürlükçü bir düzen kurma sürecinin yani Batı demokrasilerinin kurucu ideolojisidir. Buna mukabil modern şimdiki zamanı yani çağı ifade eden bir kavram çağa uygun olan ilerici de olabilir gerici de ama esas olarak çağın revaçta olan değerleri demektir. Bu yönüyle bakarsak çağın ruhu olan neo-liberal değerleri baştacı eden Erdoğan moderndir. Erdoğan’a gerici diyenler Kemalist Modernleşme gibi bir modernleşmeyi değil kalkınmacı bir modernliği tercih ettiği için bunu diyorlar ama yanılıyorlar. Erdoğan düzeni Körfez ülkelerinin düzeni. Yarı teokrasi, fiilen meşruti monarşi olan bir Oligarşi.
Avrupa’da da Faşizmi hortlatan ana neden göçmen akını gösteriliyor. Daha doğrusu sağ popülizm adı verilen yeni faşist örgütlenme ile partiler. Göçmenler bir günah keçisi. Oysa herkes biliyor ki faşizme yol açan tepkinin ardında neoliberal denen sağcı ve kökten piyasacı sözde liberal ekonomi politikalar, bununla bütünleşik halktan kopmuş bir avuç elitin hâkimiyetine dayalı temsili hükümetlerin çürüttüğü demokrasiler faşizmin yön verdiği öfkenin ana nedeni.
Demokrasinin çürümesi ayrı bir yazıyı gerektirse de eşitsizlik ve bu eşitsizlik karşısında seçkinler yönetimi haline gelen hükümetler bir kısır döngüyü tetiklemiş oldu. Bir örnek vermek gerekirse bir grup süper zengin bizden daha çok vergi alın diye bir bildiri yayınladı. Ama tek bir hükümet bile buna yönelik adım atamadı.
Durum böyle olunca iş başına gelen ve Yunanistan da bile sosyalist sol bir hükümet olan Chipras hükümeti bile bu kökten piyasacı ve sadece zenginleri kollayan politikalara boyun eğince geriye sağ popülizm dışında düzen dışı görünen aktör, kitlelerin büyüyen öfkesini kendine çekecek bir siyasi seçenek kalmadı.
Sosyalist solun burada cazibesini büyük ölçüde kaybetmesi tam da liberal çok kültürcü politikalara eklemlenirken sınıfsal çelişkileri ihmal etmesi oldu. LGBT haklarından küresel ısınmaya kadar ana akımlaştırılmış medya politik liberal söylemlere esastan meydan okumadan, liberal demokrasinin ufkunu aşacak bir siyaset üretemediğinden ve en önemlisi sıradan insana hitap edemediğinden artık ayinleşmiş demokrasinin bir parçasına dönüştüler.
Radikal politika Anarşizme kaldığından, Anarşizm de küçük adamlar nezdinde ütopik bulunduğundan faşizm tüm liberal köprülerden geçerek buraya geldi.
Liberal seçkinlere duyulan öfke ABD’den Avrupa’ya dek ortak bir nokta. Milliyetçilik bu öfkeyi kendine mıknatıslamayı başardı ve Liberal Sahneyi silip süpürdü. Ana akım politik partiler de bu milliyetçi çılgınlığa taviz vererek faşist canavarı besleyip büyüttüler.
Bugün Faşizmin önünü kesmenin tek bir yolu kaldı küçük adama hitap edebilen radikal ve piyasacı politikalara taviz vermeyen eşitlikçi bir siyaset üretmek. Aynı zaman da bunu gösterebilmek
Erdoğan Neden Ürktü
Yazının başında Erdoğan’ın artık adil seçimlere dayanan otoriter olsa da biçimsel demokrasinin kurumlarını taklit eden siyaseti terk ederek apaçık bir faşizme dayanan totaliter bir siyasi sisteme kaymakta olduğunu ve bu sürecin önünü şimdi kesemez isek bu rejimden kurtulmanın şimdikinden çok daha zor olacağını belirtmiştim. Ve dış koşulların da Erdoğan’a bunun için mani olmak için bir hamle yapma niyeti olmadığını ifade etmiştim.
Erdoğan seçimlere göstermelik bile olsa ihtiyaç duyan, rejiminin meşruiyetini seçim sandığına dayandıran bir süreçten Ortadoğu diktalarında ya da Tek Parti rejiminde gördüğümüz tek kale maç diyeceğimiz bir sürece evriliyor. Onu Putin Rusya’sında örneğini gördüğümüz iktidara meydan okumayan bir muhalefete dayanan, sadece bir şekil halinde var olan, sandıktan çıkacak sonucun önceden belli olduğu bir seçime yönelten hamle artık saltanatının sonuna gelmiş olması.
20 yıllık iktidarı boyunca Erdoğan kendi başarısı kadar büyük oranda rakiplerinin başarısızlığı sayesinde iktidarını sürdürebildi. Ancak şimdi geldiği noktada bugüne dek sandıkta defalarca yendiği ana muhalefet partisi CHP AKP’nin özdeşleştiği sosyal belediyeciliği özellikle de İMF-Dünya Bankası politikalarının daha da derinleştirdiği yoksullukla birleştiği bir dönemde AKP’den daha başarılı uygulamalara imza atınca Erdoğan ilk kez yerel seçimlerde yenilgiyi tattı, seçim sonrası ise her ne kadar 5-6 puan civarlarındaki fark süreç içinde kapansa da muhalefetin kendisinin önünde olması devam etti.
Bu durumla hegomonik olamayan iktidarı ve otokrasisiyle birleşen yoksulluk ve yolsuzluk birleşince Erdoğan’ın karizma üzerine kurulu rutinleşmiş iktidarı sarsıntıya uğradı.
Erdoğan’ın Weber tarafından teorize edilen adeta dinsel otorite türünü andıran karizmasının rutinleşememesi kadar artık hep aynı şeyleri söyleyerek kendini eskitmesinden de kaynaklanıyor. Mazlumluk üzerine bina edilen siyaset mazlumların zalim olduğunun görülmesi ile kendi öyküsünün tim sihrini yok etti. Yoksullukla görkemli şan siyaseti birleşince sahip olunan olağanüstü zenginlik ve dışa taşan lüx göze battı. Böylece Erdoğan’ın ürettiği hınç siyaseti bir bumerang gibi kendine yöneldi.
Çin tarzı ucuz işgücüyle sermayeyi ihya etme siyaseti AKP’li zenginlerin şımarıklıklarıyla birleştiğinde yeni kapitalist kalkınmanın harabelerinden sol söylemle sağ popülizmi birleştiren-tıpkı AKP gibi-bir karşı iktidar sembolizması olan İmamoğlu markası doğdu. Üstelik İstanbul seçimlerinde Erdoğan’ın adaylarını ezici biçimde yenerek Erdoğan gibi bir karizma inşaa edilmeye başlandı. Tüm bu koşullar Erdoğan’ın en büyük kâbusu olan İktidarı kaybetme korkusuna dönüştü. Bu korku salt Erdoğan’ın değil ortaklarının da yüreğine çökünce Erdoğan rekabetçi otoriteryanizmden totaliter otoriteryenliğe evrilmeye başladı. Bu onun için bir intihar dalışı çünkü İktidardan düşmek salt iktidarın avantajlarından, alışılagelmiş şatafat ve lüxten yoksun kalmak değil, topyekûn bir kayıp demek, oluşan suçlar düşünüldüğünde Erdoğan’ın kendisine muhaliflerin tepesine indirdiği yargı sopasıyla dövülmek demek. Erdoğan’ın bu durumda şah ya da yakın zamanda Esad gibi başka bir ülkeye sığınarak yaşaması da -yarattığı düşmanlar düşünüldüğünde- zorluklar barındırdığından Erdoğan’ın devletin ezici gücüyle tüm rakiplerini sindirmesi kaçınılmazdı.
Ya Özgürlük Ya Topyekûn Esaret
Tüm bu olaylar Erdoğan’ın en temel korkusu olan ve daha önce Doğu Avrupa ile Kafkasya’daki gibi sokak protestolarıyla iktidara veda etme olasılığını depreştirmekte. Bu nedenle Erdoğanın tüm gemileri yakmaktan, çok ürktüğü iç çatışma riskinden bile korkmadan devletin zor aygıtlarıyla sokağı ezmekten çekinmeyeceği açık. Burada yetersiz kalırsa bindirilmiş kıtalar denen iktidar destekçisi kitlelerle karşı protestolar örgütlemeye son çare olaraksa yedekte tuttuğu selefi cihadist milislerle kanlı bir bastırmaya kadar gideceğinden şüphe yok.
Olaylar şimdilik CHP’nin de ileri gitmekten ürkmesi ile bu söylediğim aşamalara kadar gitmeyeceği görünüyor. CHP’nin Sokağı kontrollü soğutması kitle gösterilerinde polise karşı güçlü bir direniş sergileyecek militan unsurları tutuklaması ile sokak büyümeyebilir. Ancak çokça sarf ettiği “heybedeki büyük turplar” dökülmeye başlarsa CHP’nin de daha radikalleşmeyi göze alması kitlesel gösterilerin daha da büyüme ihtimali var. Bunun zaten kırılganlaşan ekonomide yaratacağı güçlükler ise bir biçimde koyacağı sandıkta boğulmasını getireceği ve istediği sıcak paranın gelmemesi ihtimalini şiddetlendirmesi şimdilik yeni hamleler için CHP’yi gafil avlayacağı, sokağın tansiyonununun kontrol edilebilir olma süreci beklenecek gibi.
Küreselleşme ile oluşan akışlar nedeni ile her iç bir dış, her dışta bir iç haline geldi. Bu nedenle Erdoğan’ı daha da radikalleşmesi halinde Trump’ın da Avrupa’nın da şu an olduğu gibi kurtarmak isteme ihtimali var olması mümkün olmayabilir. Şu anki dozda kalır muhalefeti çıldırtacak bir sürece gidilmez ise süreç kontrollü gider ve Erdoğan seçimlerde para saçarak tek derdi geçim olan kesimleri mutlu ederek belki de kıl payı (Kürtleri kendine çekerse önemli bir farkla) seçim onayı alarak arzu ettiği körfez tipi ama cumhuriyet görünümlü meşruti monarşi rejimini kurar. Bundansa kimlerin zarar göreceği çok açık.
O yüzden ya Erdoğan seçimlerden önce durmaya mecbur bırakılacak ve seçimden kaçamayacağı bir sürece götürülecek ya da totaliter bir rejimle zombi gibi yaşayan bir ülkede yaşanacak. Eğer CHP bu süreçte tasfiye ile ya da seçimde belini doğrultamayacak bir konuma gelmek istemiyorsa sokaktaki genç enerjiye kulak vermeli.