Az önce kolay para kazanma umuduyla dolandırılanlar ile ilgili bir haber okudum. İnsanlar yine sahte vaatlerin peşine düşmüş ve ellerindekini avucundakini kaptırmışlar.
Kolay para diye bir şey yok, dostum.
Baştan söyleyeyim, kimse sana oturduğun yerden para kazanabileceğin bir sistem, iş modeli ya da mucize sunmaz.
Hadi ama, biraz düşün—eğer bu kadar kolay olsaydı, neden herkes yırtık kotla dolaşıyor hâlâ?
Eğer “kolay para” vaadiyle bir işe girmişsen, büyük ihtimalle dolandırılacaksın.
Yok, yanlış anlama, suçlama değil bu; sistem böyle çalışıyor.
Bir bakalım.
Dünyanın dört bir yanından örneklerle destekleyelim, çünkü bu sahtekârlığın sınırı yok.
Mesela Nijerya dolandırıcılıkları—hani şu meşhur e-posta hikâyeleri. “Merhaba, ben Nijerya prensi. Banka hesabımı kullanmam lazım, bana biraz para gönder, sonra milyonları bölüşeceğiz.”
Gerçekten mi?
Binlerce kişi bu tuzağa düştü. Hâlâ düşüyorlar! Çünkü kolay para vaadi cazip. İnsan beyni, “şans kapımı çalıyor” diyerek rasyonalitenin kapısını kapatıyor.
Ya da çok daha sofistike olan “piramid sistemleri.”
Biliyor musun, piramit sistemine bulaşan insanlar çoğu zaman sistemin nasıl işlediğini bile anlamıyor. Sana şöyle anlatayım: İlk katmandakiler, yani en tepedekiler, parayı cukkalıyor.
Sen altta kalıyorsun ve ne kadar uğraşırsan uğraş, para kazandığın falan yok. 1970’lerde Brezilya’da “Telexfree” diye bir olay vardı. Milyonlarca insan dolandırıldı. Aynı hikâye—”Kolay para! Yatırım yap, üç katını al!”
Şimdi “Ama ben kolay para kazanıyorum” diyenlere gelelim.
Kusura bakma da muhtemelen ya üçkağıtçısın ya da birilerinin sırtından geçiniyorsun. Bu kadar net.
Kolay paranın altında yatan genelde insanın ya da doğanın sömürüsü olur. Mesela, insan emeğini değersizleştiren kapitalist ilişkiler. Sermaye, bir avuç insanın kolay para kazanması için binlerce kişiyi düşük ücretlerle çalıştırıyor ya da doğayı talan ederek kaynakları yok ediyor.
Dolandırıcılık, yasa dışı bahis, sahte ürün satışı… Liste uzayıp gider.
Mesela Amerika’da meşhur bir dolandırıcı vardı, Bernie Madoff. Adını duymuşsundur belki. Yıllarca “yatırım” adı altında milyonlarca doları cebe indirdi.
Sonra ne oldu? Hapste.
Ama o kolay paranın bedelini sadece kendisi değil, yüzlerce mağdur da ödedi.
Hadi günlük hayata inelim. Instagram’da gördüğün o saçma sapan zenginlik hikâyelerine inanıyorsun, değil mi?
Lüks arabalar, malikâneler, tatiller. Çoğu kiralık, çoğu yalan. İnsanların gözünü boyamak için yapılan şovlar. Ama o postun altında seni tuzağa çekecek bir link var: “Bu sisteme katıl, sen de bizim gibi ol!”
Ne oluyor sonunda?
Elindekini avucundakini kaptırıyorsun. Onlar da bir sonraki kurbanını bekliyor.
Mesela yakın zamanda Ankara merkezli “Bi Tık” operasyonunu duymuşsundur.
Bu dolandırıcılık zinciri, kolay yoldan para kazanma vaadiyle yüzlerce kişiyi mağdur etti. 47 kişi gözaltına alındı ve operasyon, insanların nasıl bu tarz sistemlere kolayca kandığını bir kez daha gösterdi. Bu olay, sahte zenginlik ve kolay para vaatlerinin ne kadar yıkıcı olabileceğinin güncel bir örneği.
Şimdi diyeceksin ki “Peki ne yapalım?”
Kendi geleceğini başkasının çarkları arasında öğütülmeden çalışacaksın, dostum.
Çalışmak derken, sermayenin sana dayattığı anlamıyla değil; kendi topluluğunu, dayanışmanı ve yaratıcılığını inşa edeceksin.
Sistem seni sürekli tüketmeye ve sömürmeye ayarlı; buna direneceksin.
Yeteneklerini geliştireceksin, ama bunları kapitalist sistemin kölesi olmak için değil, kendi özgürlüğünü yaratmak için kullanacaksın.
Kolay para yok, ama emekle, birlikte üreterek ve sömürüye karşı durarak kazanılan değer var. Ve emin ol, bu şekilde kazandığın bir parça ekmek bile yastığa başını koyarken seni daha iyi hissettirir, çünkü o ekmekte senin onurun ve doğaya zarar vermemiş emeğin vardır.
Unutma: Eğer bir şey kulağa gerçek olamayacak kadar iyi geliyorsa, muhtemelen öyledir.
Dünyanın her yerinde olduğu gibi burada da “kolay para” diye bir şey yok.
Eğer var olduğunu iddia ediyorsan, ya masum bir hayalperestsin ya da vicdansız bir dolandırıcı.
İkisi de pek hoş değil.