Havuz medyası sadece yanlış bilgi vermekle kalmıyor, doğrudan kışkırtıcı ve tahrik edici bir rol oynuyor!
Gözünüzün içine baka baka yalan söylemenin, gerçeği çarpıtmanın, manipülasyonun en pespaye hâlini sergiliyorlar. Televizyon ekranlarından, gazete manşetlerinden, sosyal medyadan her gün bir başka yalan pompalanıyor.
Peki, gerçek ne?
Gerçek şu: Yüz binler sokakta! Öğrenciler, işçiler, akademisyenler, kadınlar, çürümüş düzene karşı hep birlikte ayağa kalktı.
Onlar ne yapıyor?
Bütün bu öfkeyi bastırmak için eski numaralarına sarılıyorlar. “Terör, vandallık, provokasyon!” diye çığlık atıyorlar. Ama artık kimse inanmıyor. Çünkü herkes kendi gözleriyle gördü, kendi kulaklarıyla duydu!
Yüz Binleri Yok Sayan Propaganda Makinesi
Sarayın medyası, Türkiye’nin dört bir yanında ayağa kalkan yüz binleri görmek yerine, ısıtıp ısıtıp aynı kirli propagandayı servis ediyor. “Camiye saldırdılar, mezar taşlarını kırdılar, şehri yakıp yıktılar!” diyorlar.
Ne kadar da tanıdık, öyle değil mi?
Gezi’de de aynısını yaptılar. Kabataş Yalanı, Dolmabahçe Camii’nde içki içtiler yalanı… O gün o yalanları yayanlar şimdi nerede? Kimileri köşesine çekildi, kimileri hâlâ ekranlarda ama söyledikleri hiçbir şeyin bir değeri yok. Çünkü halk hafızasını kaybetmedi!
Bugün aynı taktiği deniyorlar. Bir kez daha camileri, dini değerleri kullanarak toplumu kutuplaştırmaya çalışıyorlar.
Mezarlık taşlarını kırıp provokasyon yapanlar kimler?
Bunun gerçek failleri hakkında neden tek bir somut delil bile sunmuyorlar?
Çünkü onların derdi gerçeği ortaya çıkarmak değil, kalabalıkları hedef göstermek, sokaktaki insanların üzerine polisi, sivil çeteleri salmak!
Medyanın Rolü: Hakikati Öldürmek
İktidarın propaganda aygıtları olan gazeteler, televizyonlar, “haber” ajansları… Bunlar artık gazetecilik yapmıyor. Bunlar birer operasyon merkezi! Görevleri yalnızca gerçeği çarpıtmak değil, aynı zamanda toplumu şiddete tahrik etmek. Muhalefeti sindirmek için kullanılan bir savaş aracı haline gelmiş durumdalar.
Özgür Özel’in polise karşı şiddeti önlemek için yaptığı konuşmayı kestiler, biçtiler ve sanki polise saldırı çağrısı yapıyormuş gibi sundular. İşte burası çok önemli: Burada yanlış bilgi vermiyorlar sadece, doğrudan kışkırtıcı ve tahrik edici bir rol oynuyorlar!
Amaç ne?
Sokaktaki polislerin daha fazla şiddet uygulaması, protestocuların hedef haline gelmesi.
Bu medya, halkın düşmanı konumunda!
Gazetecilik etik değerlerini yok sayıyorlar. Eleştiri yapmaktan çoktan vazgeçtiler, en ufak bir farklı ses çıkarmıyorlar. Yalnızca tek bir merkezden gelen emirleri uyguluyorlar.
Öğrencilerin Yürüyüşü ve Yeni Neslin Direnişi
Bugün İstanbul sokaklarında binlerce üniversite öğrencisi Maçka Parkı’na doğru yürüyor. Boykotlar büyüyor, talepler yükseliyor. Gençlik, bu düzene teslim olmamaya kararlı. Çünkü artık herkes farkında: Bu bir seçim kavgası değil, bu bir yaşam mücadelesi! İktidar, hayatlarımızın her alanını kontrol etmek istiyor. Ne okuyacağımızı, ne konuşacağımızı, hangi haklarımızın olacağını onlar belirlemek istiyor. Ama işte, sokaklar bunu reddediyor!
Gençler, rektörlerini seçmek istiyor. Gençler, yurt sorununa çözüm istiyor. Gençler, polis baskısına hayır diyor.
Bunları konuşmak yerine ne yapıyorlar?
“Teröristler sokağa çıktı” diyorlar. Çünkü asıl korktukları şey, gençlerin bir araya gelmesi.
Baskı Artacak Ama Direniş de Büyüyecek
Bugün protestoları terörize eden iktidar medyası, yarın daha büyük yalanlara sarılacak. Bugün öğrencileri hedef gösterenler, yarın işçileri, kadınları, akademisyenleri susturmak için yeni kampanyalar başlatacak. Ama şu gerçeği unutuyorlar: Ne kadar baskı yaparlarsa yapsınlar, bu öfke bir kere patladı!
Bu mücadele, yalnızca bir seçim meselesi değil. Bu mücadele, yaşamak ile sürünmek arasındaki tercihtir. Kimse açlık sınırının altında yaşamaya razı değil. Kimse geleceğini cemaatlerin, mafyatik çetelerin insafına bırakmak istemiyor. Ve kimse, bu yalana daha fazla inanmıyor!
Bugün yüz binler sokakta, yarın milyonlar olacak. İktidar medyası görmese de, biz birbirimizi görüyoruz. Onların yalanlarını ezbere biliyoruz. Ve artık bu düzenin değişmesi gerektiğini herkes biliyor.
Şimdi bir soru soralım: Geleceğimiz için bu yalanlarla mı yaşayacağız, yoksa bu düzene karşı durarak kendi kaderimizi mi yazacağız?
Bu soruya vereceğimiz yanıt, önümüzdeki günlerin kaderini belirleyecek!