Biber gazı, kolluk kuvvetlerinin barışçıl gösterileri dağıtmak için kullandığı zararsız bir araç olduğu söylenir. Oysa o, devletin elinde bir silah, toplumsal muhalefeti bastırmanın en yaygın ve en meşru gösterilen yöntemlerinden biridir.
Peki meşru olduğu öne sürülen biber gazı kullanımı kimin gözünde meşru?
Ezilenlerin, hakkını arayanların, sokakta sesini duyurmaya çalışanların gözünde mi, yoksa onu sıkanların, onu üretenlerin ve kullandıranların gözünde mi?
Bugün gelecek ile ilgili kaygıları nedeniyle “hak, hukuk, adalet” ve “hükümet istifa” talebiyle sokaklara çıkan binlerce insanın karşılaştığı şey yine biber gazı ve polis müdehalesi olmuştur. Halkın demokratik haklarını kullanmasını şiddetle bastırmak, iktidarın zayıflığını ve korkusunu gözler önüne sermektedir.
Bugün Türkiye sokaklarında yaşananlar, biber gazının yalnızca bir ‘gösteri kontrol ajanı’ olarak değil, doğrudan bir kimyasal silah olarak kullanıldığını açıkça gösteriyor. 1997 yılında Türkiye’nin de imzaladığı “Kimyasal Silahlar Konvansiyonu” bu tür ajanların belirli koşullarda kullanımını açıkça yasaklıyor. Ancak devlet, hukuku yalnızca kendisine kalkan yapmakta mahir. Anayasal hakları yok sayarken, uluslararası yasaları da ihlal etmekten çekinmiyor.
Bugün biber gazı, kent meydanlarından dar sokaklara, üniversitelerden işçi direnişlerine kadar her yerde devreye sokulan bir baskı aracına dönüşmüş durumda.
Son birkaç gündür İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınması, toplumda büyük bir öfkeye yol açtı. Bu hukuksuzluğa karşı sokağa çıkan binlerce insan, sadece bir siyasi figürü savunmak için değil, bir adalet arayışı içinde olduğunu gösterdi.
Devletin bu tepkiye yanıtı yine değişmedi: Biber gazı, plastik mermiler ve orantısız şiddet. İmamoğlu’nun gözaltına alınması, zaten erozyona uğrayan yargıya olan güvenin iyice tükenmesine yol açtı. Sokaklara dökülen yurttaşlar, sadece bir belediye başkanını değil, kendi geleceğini, demokratik haklarını, özgürlüğünü savundu. Ancak iktidar, halkın taleplerini dinlemek yerine, onları baskıyla susturmayı seçti.
Bu ülkede biber gazıyla öldürülen insanların isimleri hafızalarımızda hâlâ taze: Metin Lokumcu, Musa Dağ, Çayan Birben, Mevlüt Altun, Hacı Zengin, Kazım Şeker…
Onların suçu neydi?
Sokakta olmak mı?
Ses çıkarmak mı?
Yaşamak mı?
Devletin şiddetine karşı direnmek mi?
Bu insanların hikâyeleri bize devletin şiddet aygıtlarının nasıl sistematik bir şekilde kullanıldığını gösteriyor. Gaz fişekleri, kalabalıkların üzerine gelişigüzel atılmıyor; hedef gözeterek, insanlara ölümcül zarar verecek şekilde sıkılıyor. Yakın mesafeden atılan fişeklerin göz çıkaran, kafatası kıran, doğrudan ölümle sonuçlanan örneklerini biliyoruz.
Devletin kolluk güçleri, hesap vermek bir yana, biber gazı kullanımını adeta bir rutin haline getirmiş durumda.
Tüm bunlar olurken medya suskun. Ana akım medya organları, haber bültenlerinde yalnızca ‘göstericiler ile polis arasında arbede çıktı’ diye geçiştiriyor meseleyi.
Peki, göstericiler ne istiyor?
Onlar, haklarını kullanıyor. Polis ise anayasaya aykırı bir şekilde bu hakları bastırıyor. İktidar ve onun emrindeki güvenlik güçleri için mesele basit: Direnişi sonlandırmak, muhalefeti sindirmek. Ne pahasına olursa olsun…
Bugün sokaklarda sıkılan her gaz kapsülü, adeta devletin halka karşı açtığı bir savaşın kanıtıdır. Barışçıl eylemleri şiddetle bastırmaya çalışmak, iktidarın meşruiyet krizinin en büyük göstergesidir. Çünkü bir devlet, halkını yalnızca şiddetle kontrol altında tutmaya çalışıyorsa, devlet orada otorite ile zorbalık arasındaki o ince sınırda dolaştığı anlamına gelir.
Biber gazı yasaklanmalıdır! Sokaklar, haklarını arayanların, eşitlik isteyenlerin, adalet talep edenlerin alanıdır. Devletin silahlarıyla değil, halkın direnişiyle dolmalıdır. Bu kimyasal silahın kullanımına son verilmesi, yalnızca anayasaya ve uluslararası hukuka uygun bir adım olmaz; aynı zamanda halkın özgürlüğünü ve sağlığını korumak adına zorunludur.
Bugün bu çağrıyı yükselten herkes, gelecekte özgür bir toplumun temelini atanlardır. Biber gazını sıkanlar, onun etkisi geçince halkın öfkesinin de dineceğini sanıyor. Ama yanılıyorlar. Çünkü hak arama mücadelesi, baskıyla engellenemez.
Bugün gaz bulutları içinde direnenler, yarının özgür dünyasını inşa edenlerdir.