
Geçenlerde bir haberimizin altına ilginç ama bir o kadar da yaygın bir yorum düştü: “Altın değerli bir maden, 3-5 ağaç kesilse ne olacak? Karşılığında ülke zenginleşecek. Buna neden engel oluyorlar ki?”
Bu bakış açısı, ne yazık ki birkaç kişin değil, kitlelerin gözüne perde inmiş bir şekilde düşüncesi. Çok fazla insan, bu sözlerin altında yatan yalanları sorgulama zahmetine bile girmiyor.
Altın madenleri konusundaki hakikat, tam da bu yorumun görmezden geldiği yerde gizli: Bu altınlar çıkarıldığında ülkeyi zenginleştiren kim?
Maden sahalarında nefes alamayan toprağın, şehirlerden çok uzaklarda, kuytularda koparılan ağaçların, zehirlenen derelerin hesabı kime sorulacak?
Altın, kuşkusuza değerli bir maden. Ancak bu değerin kime ait olduğuna bir bakalım. Madeni çıkaran şirket, birkaç dev sermayedar. Onlar bu topraklardan tonlarca altın çıkardığında, bunun bir gramı dahi bizim cebimize girmeyecek. Ülkenin zenginleşmesi bir yana, bizim payımıza düşen tek şey, çıplak bir dağ yamacı, kuruyan ormanlar ve zehirli bir doğa olacak.
İşini bilen bu şirketler, devasa maden sahaları açıp çıkardıkları altınla devasa kârlar elde ederken, bizlere bir şeyin propagandasını yapıyorlar: “Bu bir kalkınma projesi!” Oysa, bu kalkınma dedikleri şey, bizim çöküşümüz. Doğanın katledilmesi, sularımızın zehirlenmesi, yaşam alanlarından kopan hayvanlar ve nefes alamayan bizler.
Öte yandan, madenciliğin yarattığı tahribat sadece bugünle sınırlı değil. Bu madenler kapandığında geriye bir enkaz kalıyor. Bir zamanlar hayat fışkıran toprak, artık yıllarca kendini toparlayamayacak. Ağaçları kökten koparılan ormanları yeniden var edebilmek, belki bizim yaşam süremizin yetmeyeceği bir mucize.
İşte bu yüzden soralım: Neden karşı çıkmayalım? Neyi kaybedeceğimizi görmüyoruz belki de. Altının şatafatlı görüntüsü, bizden kaybolan yeşilin değerini unutturuyor. Oysa bir ormanın, bir dereyiŏ süzgün akışının, bir kuşun yuvasının yerine ne konabilir? Bu kayıpları geri alabilecek bir servet var mı?
Altın, insanlığın gözünü böyle kör eden bir lanet aslında. Onun peşinden koşanlar, sonunda birşeylerin yok edildiğini bile bile devam ederler. Ama bilinsin ki, bu topraklara sahip çıkanlar, bu şirketlerin karşısında duranlar kaybeden değil. Onlar, geleceği ve doğayı savunanlar olarak tarih boyunca unutulmazlar.
Madenciliğçi devlerin zenginleştiği bu sistemde, kaybettiğimiz şeyler bizim yaşamımız. Ve sormak gerek: Bizim hayatımız, şirketlerin karından daha az mı değerli?